İbrahim Yavuz Kişisel Blog

Ay Dev Bir Uzay Gemisi mi ?

24.10.2013
483
Ay Dev Bir Uzay Gemisi mi ?

1391775_677758348903688_1395355052_n

  Çok ilginç bir makale okudum. Sizlerle de paylaşmak istedim.

Ünlü Condon Raporu’na göre Apollo 8 astronotları inanılması güç bir rapor vermişlerdi; Frank Bormann, James Loveli ve William Anders, ilk yörünge uçuşundayken (24 Aralık 1968), yüzeyde uçuş pistine benzer bir alan gözlerine çarptı. Ay’ın öteki yüzüne geçtiklerinde, dev boyutlarda bir cisim gördüler ve fotoğrafını çektiklerini söylediler. Cisim, astronotların tanımına göre 10 mil kare büyüklüğündeydi. Ama bir dahaki geçişte cisim yoktu.

Apollo – 8 (Frank Bormann, James Loveli ve William Anders)

Bir diğer olay, Apollo 10’da yaşandı; astronotlar Eugene Ceman, Thomas Stafford ve John Young, Ay’a inmek için hazırlanırken yine uçuş pistine benzer dört alan gördüler. Ay modülü Snoopy ile yüzeye inerken, ışıklı bir cismin yanlarından geçip gittiğini rapor ettiler.

Apollo 11 ‘de, yani Ay’a yapılan ilk inişte; Armstrong ve Aldrin, yüzeye indiklerinde Michael Collins, Columbia adlı kumanda modülünde yörüngedeydi ve Collins gördüğü cisimleri “Bogey” adıyla tanımlayarak dünyaya rapor etti. Daha sonraki saatlerde, Aldrin ve Armstrong, Ay yüzeyinden örnekler topluyorlardı. Armstrong, birden haykırdı;
Apollo – 11 ( Buzz Aldrin, Michael Collins, Neil Armstrong)

“Bu da ne! Bu ne biçim şey. Bilmemiz gerek…” Ve konuşma devam etti. Yer Kontrol: “Nerede? Yer Kontrol, Apollo-11’i arıyor…” Apollo 11: “Bu bebekler çok büyük… Çok iriler… Tanrım, inanamazsınız… Size bir başka uzay aracını anlatmak istiyorum… Kraterin uzak kenarındalar… Ay’da bizi izliyorlar… Onlar, bizden önce buradaydılar…” Yer Kontrol, bu andan sonra astronotlara konuşmayı kesmelerini ve objeleri filme almalarını söyledi. Ama bu filmler asla yayınlanmadı ve hatta varlıkları reddedildi.

Apollo 12 misyonunda ise, astronotlar garip sesler duydular ve ışıklı bir cismi Yer Kontrole bildirdiler. Apollo 15 astronotları olan James lrwin ve David Scott, Ay üzerindeyken önlerinde uçan garip bir cismi bir süre izlediler ama kaybettiler.

Apollo – 15 (Alfred Merrill Worden, James Benson Irwin, David Randolph Scott)

Apollo 16 astronotu Thomas Mattingiy, kumanda modülünden Ay yüzeyi üzerindeki yanıp sönen ışıklı bir cismi rapor etti. NASA uzmanlarından Dr. Faruk El Baz, cismin bir UFO, yani Tanımlanamayan Uçan Cisim olduğunu belirtti. O anda, Ay’da SSCB veya ABD’ye ait bir başka uzay aracı yoktu. Apollo 17 aracının astronotları olan Ron Evans ve Harrison Schmitt de, Ay’da ışıklı noktalar gördüklerini belirttiler.

Ay’ın geçmişi nedir veya orijini nereden geliyor? Bu sorunun cevabı yoktur ya da bir bulmacadır. Bugün bilim, üç ana kuram üzerinde duruyor. Sovyet bilimcileri tarafından geliştirilen bu üç ana kuram şöyle:

1. Ay, bir zamanlar, dünyanın bir parçasıydı ve dünyadan koparak uzaklaştı. Ama bu görüş, büyük bir bilim grubu tarafından reddediliyor.

2. Ay, aynen dünya gibi, Güneş Sistemi oluşurken, bir gaz bulutuydu ve doğal olarak Ay’ın uydusu oldu.

3. Ay, farklı bir cisimdir. Yani dünya dışıdır. Güneş Sistemi’nin içinde bir yerden veya Güneş Sistemi’nin dışından gelmiş, dünyanın çekim alanına girerek, orada bir uydu olarak kalmıştır.

Sovyet bilim adamları olan Vasin ve Shcherbakov, şaşırtıcı bir açıklama yaptılar;

“Gerçekten de bilimciler, Evrenin kökenini ciddiyetle uzun süredir araştırıyorlar ama daha henüz kesin bir cevap veya açıklama yoktur. Aynı şekilde, Ay – Dünya sistemi de açıklanamıyor. Bize göre Ay, dünyanın yapay bir uydusudur ve bilinmeyen bir zeka oluşumu tarafından yörüngeye konulmuş olabilir.” Bu iki bilim adamına göre Dünyanın çekim gücü, kübik santimetrede 5.5 gr.’dir Ay’ınki ise 3.33 gr’dir. Öyleyse Ay’ın içi boş olmalıdır. Yani yapaydır. Yapılmıştır ama kimin tarafından? Gizemin çözümü, kraterlerin içinde. Ay yolculukları sonucunda elde edilen bilgiler, çok önemli ama gizli tutulmaktadır. “Neden?” diye sorduğumuzda, uzmanlara göre kesin çözüm henüz yoktur veya erkendir.

12 Maymun sorusu…

Sorular çok sayıda ve önemli görünüyor. Şimdi bunları ve bazı açıklamaları alt alta dizelim;

1. Ay, Dünyadan daha yaşlıdır, öyleyse kökeninin başka bir yer olması mümkündür.

2. Niçin bazı bilim adamları, Ay taşlarının 20 milyar yıllık olduğunu iddia ediyorlar? Yani, Dünyadan daha eski…

3. NASA, bir Ay kayasının 5.3 milyar yıllık olduğunu saptadı. Ama bu, Güneş Sistemi öncesine ait bir tarihti.

4.Önemli bilimadamları ve Ay uzmanları, Ay’dan getirilen elementlerin Dünya’dakilerden daha eski olduğunu belirlediler; ama neden resmen açıklamadılar?

5. 40 Ay taşının en azından 7 milyar yıllık oldukları belirlendi. Bu tarihleme, Dünyadan ve Güneş’ten iki kez daha eskidir.

6. Buna karşın Ay’ın yüzey toprağı, Ay taşlarından daha eskidir. Farklılık nereden geliyor?

7. Bir grup bilim adamı, Ay’ın yıldızlararası bir yerde yapıldığı görüşündeler ve Dünya tarafından yakalandığını düşünüyorlar. Peki bu nasıl olabilir?

8. Neden bazı bilimciler, Ay’ın içinin yoğunluğunun yüzeyden farklı olduğu düşüncesindeler? Gerçekten Ay’ın içi boş olabilir mi? Ve bu biliniyor mu?

9. Niçin Ay’ın 8 mil üstünde, yüksek dozda radyoaktivite var? Bu, elementler olarak doğal mıdır?

10. NASA tarafından 100 millik bir alana yayılmış su buharı saptandı; ama Ay’da su olmadığı biliniyor. Bu gizem, Ay’ın yapay olduğu anlamında mı?

11. Ay’ın çok eskiden sıcak olduğu ileri sürülüyor; ama bunu dünyadaki benzerleri gibi kanıtlayan bir kanıt bulunmuş değil. Bu çelişki, henüz açıklanamadı.

12. Sonuç, Ay’la ilgili neden bu kadar çok cevapsız soru var?

Peki bütün bunlara karşı, şunları söyleyebilir miyiz?

1. Ay, hem Dünyanın doğal uydusu olamayacak kadar büyük, hem de çok uzaktadır.

2. Ay, olması gerekenden daha düzgün bir yörüngeye sahiptir.

3. Ay kraterleri, çok fazla ve garip bir biçimde yüzeyseldir

4. Ay’ın dünyaya bakmayan yüzü çıkıntılı veya kamburdur ve Güneş Sistemi’nde onun gibi gezegenine tek yüzünü gösteren bir başka uydu yoktur.

5. Ay ölçümlemeleri, çok fazla demir olduğunu gösteriyor.

6. Ay toprağı, Ay kayalarından çok daha yaşlıdır.

7. Ay’ın bileşimi, dünyadan farklıdır.

8. Doğa kanunlarına aykırı olarak, ağır metaller yüzeydedir.

9. Ay’da önceden eriyik olan metaller yoktur.

10. Ay, dev bir gong sesi çıkarmaktadır ve yörüngede dönerken titreşmektedir.

11. Ay, bir moloz yığını gibi gözükmektedir.

12. Ay, periyodik olarak sarsılmaktadır. Bu, bize düzenli bir sismik aktiviteyi gösteriyor. Sismik dalgalar, sanki tek bir kütleymiş gibi tüm yüzeyi dolaşabiliyorlar.

13. Dünyadan bakıldığında Ay, bir Güneş diski gibidir. Yani tutulmalarda, Güneş’i tam olarak kapatır, ne biraz küçük veya büyüktür. Sanki büyüklüğü, güneşi örtmek için ayarlanmıştır.

14. Eğer Ay, Dünya tarafından yakalanmışsa, bunun sonu gelecek ve Ay, yine uzaklaşıp gidecektir.

15. Normalde Ay’ın çizdiği yörünge, Dünyanın ekvatoral çemberiyle karşıt olmalıdır; ama Ay, garip bir şekilde, Dünyanın yaptığı gibi, Güneş’e bağımlı bir yörünge çizer.

16. Her ne kadar Ay volkanlarının ölü oldukları söyleniyorsa da, yüzyıllardır Ay’da garip ışıklar, parlamalar görülmekte ve hala izlenmektedir.

Bunların sonucunda, Ay’ın yapay bir Transformer dünya olduğu söylenebilir veya iddia edilebilir. Ay’da bir yaşam olduğu ile ilgili bir belirti veya iz bulunamamıştır; ama Dünyadaki volkanik küllere benzeyen Ay toprağı veya tozu üzerinde yapılan deneylerde, bitkisel yaşama elverişli olduğu anlaşılmıştır. Ama ortada böyle bir yaşam yoktur. Marjinal iddialara göre Ay, UFO’ların üssüdür veya kullandıkları özel bir araçtır; ama bu da bir iddiadan öteye gitmemektedir. Yüzeyde zaman zaman garip ve geometrik şekiller görülmüş; ama bu görüntüler ya hemen kaybolmuş, ya da bir daha görülememiştir.

Yine dünyadışı bir anlaşma mı?

2001 Uzay Yolu Macerası “A Space Odyssey” filmini hatırlarsınız. Filmin temel objesi, dev bir monolit, yani taş bir bloktu. Arthur C.Clarck’ın bu ölümsüz romanında ve de filminde monolit, insanlığa yol gösteriyordu.

Ranger Krateri yakınında, benzer bir monolit, birkaç kez görüldü; ama sonra kayboldu. Derken başka yerlerde yine görüldü; ama onlar da kayboldular. Adı gizli tutulan bir NASA görevlisinden aldığı fotoğrafı kanıt olarak gösteren araştırmacı George Leonard, yine aynı kraterin yanındaki dev taş bloğu gösterdi. Resim, çok netti ve üzerinde Y ve Z harflerine benzer şekiller vardı. Leonard, şöyle diyor; “Ay, UFO’lara aittir. Bizi Bronz Çağı’ndan beri izliyorlar. Politikalarımızı ve savaşlarımızı gözlemliyorlar. Aslında, Dünya üzerinde birçok iz bırakmışlardı. Ranger 7’nin fotoğrafları, bunları gösteriyor.”
NASA, neleri saklıyor?

En azından astronotların gördüklerini saklıyor. Hatta onların bizzat anlattıklarını dahi inkâr ediyor. Peki, NASA bunu neden yapıyor? Eğer astronotların Yer Kontrol ile konuştukları doğruysa – ki elde birçok teyp bandı vardır – bunlar neden yeterli görülmüyor? California Üniversitesi’nden Dr. James Harder, kayıtları NASA kayıtlarıyla karşılaştırdığını ama NASA’nın her nedense bu kayıtları resmen kabul etmediğini; ama üst düzeyde özel olarak doğrulandığını söylüyor. Bir hükümet ajanı ise olayların örtüldüğünü kabul ederken, korkunun panik kaygısından kaynaklandığını belirtiyor. UFO’lar bir yana, Ay’la ilgili bilgilerin SSCB ve ABD tarafından saklanması için gösterilen “panik” olgusu yeterli değil…

Bu olay, belki kapalı bir rejim olan SSCB’de yeterli olabilirdi; ama demokratik bir ülke olan ABD’de normal değildir. FBI ve CIA tarafından Washington’un bürokratik koridorlarında oluşturulan ketumiyet girdabının arkasında kimler vardır? Ve soru yine gündeme geliyor; neden?

George Leonard, tüm çalışmalarını ve araştırmalarını, hayâtî ama başka bir soruya yöneltiyor; “Eldeki veriler ve sınırlı fotoğraflar, NASA tarafından kabul ediliyor; ama yaptıkları çalışmalar çok az veya bireysel. Ay’la ilgili sistematik bir çalışmanın yapılmasına engel olan nedir? Ya da NASA, neleri, ne kadar biliyor? Gizemi çözmek isteyenlerin ellerindeki bilgiler, NASA ve eski Sovyet yetkilileri tarafından kısıtlanmış yada özellikle yetersiz kılınmıştır.” Tam ve gerçek bir resmî açıklama, toplumu paniğe sokabilir mi?

Geçmişte evet ama bugün belki. Hatta hayır; çünkü günümüzün toplumu böylesine evrensel bir olaya dahi duyarsız kalacaktır ve bu olası davranış, yetkililer tarafından artık bilinmektedir. Öyleyse, ya astronotların ve gözlemcilerin anlattıkları doğru değildir, ya da gizliliğin arkasında çok daha geçerli bir neden vardır. Ne mi? Leonard, burada da iddialı; “Geçerli neden, çok daha makrodur. Yani dünyadışı bir zeka ile bir anlaşma veya ortak bir görüş birliği sağlanmıştır. Bunun da toplum tarafından bilinmesi, birilerine göre yetersizdir..”

Arizona’daki Amerikan Meteorit Müzesi Müdürü olan Dr. H. H. Nininger, 1952 yılında yapılan bir gözlemde, Ay’da 20 mil uzunluğunda bir cam duvarın bulunduğunun resmen kanıtlandığını söylüyordu. Nininger’e göre, bu duvarın bulunduğu Verimlilik Vadisi’ndeki Messier ve Pickering kraterleri, normal değildirler ve hatta yapay olmaları gerekir. Bu iki kraterin arasında girişinin gözlemlediği bir tünel vardır (Science Digest-Kasım 1952).

Benzeri bir iddia, Britanya Astronomi Birliği’nden DR. H. P.Wilkins tarafından ileri sürülmüştür. Bilim adamına göre, Ay’ın dış yüzeyinden içeri giden tüneller ve yollar, yani Ay’ın içinde boşluklar vardır. Akla hemen bilim kurgunun büyük ismi H. G. wells geliyor. “Ay’da ilk insanlar’ adlı çocuksu romanında, Ayın içinde yaşayan bir uygarlığı: Selenitler’i hikâye etmişti. Oca Wells, birşey biliyor muydu? Galiba kesin sözü burada vermek mümkün değil; biraz daha zaman gerekiyor olabilir. Ama insanlığın dikkati artık Mars’a yönelmiş durumda ve sanki artık Ay yokmuş gibi davranılıyor. Ya da gidildi, görüldü ve daha fazla karıştırılmaması mı istendi?

12 Ağustos 1971’de, Apollo-15’in kumandanı astronot David Scott, bir basın toplantısı yaptı; “Aya gittik, gözlemcilerin elde ettiği bilgileri test ettik; ama araçlarımızın kaydettiği bilgiler, mekanik veya elektroniktir. Daha önemlisi düşüncelerimizdeki bilgilerdir. Plutarch’dan gelen bir sözcük var; ‘Düşünce, rasgele doldurulan bir kap veya tas değildir, ama düşünce, bir ateştir ve onu yakmak için ateş gerekir.” Sonuç olarak, Ay’ın yapay bir uydu olduğunu düşünmeyebiliriz; ama bunun için düşünsel bir devrime ihtiyacımız var gibi. Yani geçmişimizdeki tutuculuk bağlarından kurtulmalıyız. Yeni bir insan gerçeğini aramalı ve düşünceyi özgür bırakmalıyız. Bir zamanlar, Ay’a ayak bastığımızda çok heyecanlanmıştık. Ama eğer Ay, bilinmeyen bir zekanın ürünü olan yapay bir uyduysa, bunu kanıtlamak, insanlığın kendisini ve yasadığı ortamı tanıması yönünden daha heyecan verici olacaktır.

5 Mart 1587 “Ay’ın yüzeyinde bir yıldız görüldü.” Yüzlerce insan, bu mucizeye şaşırdı. Işığın sivri uçları ve boynuzları vardı. (Harrison 1876 – Lowes 1927)

12 Kasım 1671 Gökbilimci ve fizikçi Cassini, Ay’ın üzerinde küçük beyaz bir bulut gördü.

18 Mayıs 1787 Astronom Halley ve De Louville, Ay yüzeyinde hareketli ışıklar gördüler.

Mart-Nisan 1787 William Herschel, Ay’da parlak noktalar ve dört volkan gördü. Açıklamakta zorluk çekiyordu ve en çok, gördüklerinin hareket etmesine şaşırmıştı.

Temmuz 1821 Alman astronom Gruithuisen, Ay yüzeyinde, birden parlayan ışık patlamaları gördü. Yanıp sönen bu ışıkları birkaç kez görmüştü.

12 Nisan 1826 Fizikçi Emmett, Ay’daki Krizler Denizi üzerinde, kara bir
bulutun hareket ettiğini rapor etti. Benzer bir rapor, 1954 yılında modern astronomlar tarafından da verilmişti.

Şubat 1877 Işıklı bir hat veya çizgi, Eudoxus Krateri’nin batısından doğusuna giderken görüldü. Olay, bir saat sürdü.

4 Temmuz 1881 Ay yüzeyinde piramit şeklinde ışıklı iki tümsek belirdi ve bir saat içinde yavaş yavaş sönerek kayboldu.

24 Nisan 1882 Aristotle Bölgesi’nde hareket eden dev gölgeler gözlemlendi.

31 Ocak 1915 Yunanca’daki Gamma işaretine benzer 7 beyaz ışık görüldü.

23 Nisan 1915 Clavius Krateri yanında dar ve ışıklı bir çizgi belirdi ve on dakika sonra kayboldu.

14 Haziran 1940 Sisli, keskin bir çizgi, çok net olarak Plato Krateri yanında görüldü. Çevresinde binlerce küçük ışık yanıp sönüyordu.

19 Ekim 1945 Darvin Duvarı yanında üç büyük parlak nokta görüldü; Olay, astronom Moore ve daha birçok astronom tarafından rapor edildi.

24 Mayıs 1955 Ay’ın güney kutbu bölgesinde, elektriksel panamalar, bilimci Firsolf tarafından izlendi

8 Eylül 1955 Taurus Hattı sınırında iki parlak ışık görüldü. Bu yer, yıllar sonra Apollo 17’nin indiği yerdi.

21 Haziran 1964 İki saat süreyle, gözlemci Floss D. tarafından, haraket eden büyük, siyah bir gölge izlendi.

3 Temmuz 1965 Bir saat on dakika süreyle, Aristarchus Bölgesi’nde nabız gibi yanıp sönen bir ışık gözlendi.

25 Eylül 1966 Yine Plato Krateri yakınında, yanıp sönen ışıklar gözlendi; Bazılarına göre kırmızımsı bir yama gibiydiler; aynı gün, Gassendi Bölgesi’nde 30 dakika süreyle kırmızı, büyük bir ışık belirdi. Bir ay sonra ise, aynı yerde yine yanıp sönen kırmızı ışıklar vardı.

11 Eylül 1967 İnsanlığın ilk ayak bastığı yer olan Sessizlikler Denizi’nde görülen kara bir bulut, sonradan mor renge dönüştü. Olayın Montreal’i, bir astronomi grubu tarafından gözlendiği NASA tarafından açıklandı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

İbrahim YAVUZ Kişisel Blog 2012-2018 ®