Babil Kulesi – Kabe Saat Kulesi Babil Kulesi Full view

Babil Kulesi – Kabe Saat Kulesi

Akadca; Bāb-ilû sözcüğü “Tanrı’nın Kapısı” demektir.

Eski Ahit’te ise Babil sözcüğü Babel şeklindedir.

Bu kelime İbranice Bavel kelimesinden gelir ve Eski Ahit’te “kargaşa, karışıklık” şeklinde açıklanır Bâbil kulesi; Tevrat’ın rivayetine göre Hz. Nuh’un (a.s.) oğulları tarafından gökyüzüne ulaşmak için yaptırılmış büyük bir kuledir.

Rabbimiz bu kulede çalışmakta olanların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlamaz hale getirmiştir. Bundan dolayı tamamlanamamış ve 72 dil burada meydana gelmiştir. (buna tebelbül-i akvam denir.) Müslümanlıkta, bu kuleyi Nemrud’un gökyüzüne yükselerek Allah’ın işlerine karışmak maksadıyla yaptırmış olduğu rivayet edilir.

Milâttan önce yaşamış olan eski Yunan Tarihçisi Herodot, Bâbil’deki, Baal Mabed’inin gayet yüksek bir kule olduğunu seyahatinde görerek notları arasına alır. (Genel Başvuru ve Bilgi Sitesi Under Creative Commons License: Attribution Non-Commercial)

Yahudi Ve Hristiyan Kaynaklarında…

Tanah ve Eski Ahit hemen hemen aynı olduğu için her iki dinde Babil bahsi aynıdır. Babil kulesinden Tevrat’ın Yaratılış (Tekvin) kısmında bahsedilir.

Efsaneye göre Rab kendisine ulaşmaya çalışan insanların kendini beğenmişliğine kızar ve o zamana kadar aynı dili konuşmakta olan insanların dillerini karıştırarak birbirlerini anlamalarını engeller. Kulenin yıkılışı mevcut muharref Tevrat’ta anlatılmaz ancak Jubilees veya Leptogenesis olarak bilinen Yahudi belgelerinde anlatılır.

Dini bir bakış açısıyla bu öykü sıklıkla insanın kusurluluğunu, Rabbin kusursuzluğu ile kıyaslamak ve dünyadaki yüzlerce dilin kökenini açıklamak amacıyla kullanılır.

İslami Kaynaklarda

İsmi verilmemekle beraber Kur’an’da Babil Kulesi’ne benzer bir kuleden bahsedilir. Hikâye Tevrat’taki ile benzer olmasına rağmen Babil’de değil, Musa’nın yaşadığı dönemde Mısır’da geçer. Firavun Haman’a, kendisine kilden bir kule inşa etmesini, çıkıp Musa’nın Rabbine bakacağını söyler. Kasas Suresi, 38. Ayet (Diyanet Meali)
Kur’an’da Babil şehrinden Bakara Suresi, 102. ayette bahsedilir.

Harut ve Marut isimli iki melek, insanları imtihan etmek için Allah tarafından babil’e gönderilirler. Şeytanlar insanlara bu iki meleğin insanları imtihan etmek için kullandıkları sihir i kötü işler için öğretiyorlardı. Melekler sihrin küfür olduğunu söyledikleri halde insanlar sihir öğrenmekte ısrar ederler ve karı-kocayı ayırmaya yarayan sihirler öğrenirler Bakara Suresi, 102. Ayet (Diyanet Meal
Babilden Yakut el-Hamavi’nin yazmalarında ve Lisan el-Arab’da bahsedilir.

Öyküye göre tüm insanlar rüzgârın önüne katılarak bir yerde toplanırlar. Buraya sonradan Babil denir. Babil’de insanlara Allah tarafından değişik lisanlar tahsis edilir ve yeniden rüzgârla geldikleri yerlere dağıtılırlar.

9. yy İslam tarihçilerinden el-Tabari’nin “Peygamberler ve Krallar Tarihi” adlı eserinde daha detaylı bilgi verilir. Öyküye göre Nimrod Babil’de bir kule inşa ettirir. Allah bu kuleyi yıkar ve o zamana kadar aynı dili konuşan insanların dilini 72’ye ayırır. 13. yy. İslam tarihçilerinden Ebu el-Fida da aynı öyküden bahseder ve İbrahim’in atası Hud’un kendi dilini (İbranice) muhafaza etmesine izin verildiğini ekler. Zira Hud kulenin inşasına katılmamıştır.
Babil Kulesi
Babylon Tower

Babil Kulesi (İbranice: מגדל בבל Migdal Bavel), Tevrat’ta, Kur’an’da ve dünyanın birçok bölgesinde yerel efsanelerde bahsi geçen, Rabbe ulaşmak için inşa edilen kule.

Babil Kulesi adına ilk kez Kutsal Kitaplarda Tevrat’ın tekvin kısmının ll inci bölümünde rastlarız. “Ve bütün dünyanın dili bir ve sözü birdi. Ve vaki oldu ki, Doğuya göçtükleri zaman Şinar Diyarında (SÜMER) bir ova buldular. Ve birbirlerine dediler: Gelin, kerpiç yapalım ve onları iyice pişirelim ve onların taş yerine kerpiçleri ve harç yerine ziftleri vardı. Ve dediler: Bütün yeryüzü üzerine dağıtmayalım diye gelin kendimize bir şehir ve başı göklere erişecek bir kule inşa edelim ve kendimize nam yapalım”.

Tarihte kaydı geçmemekle birlikte ancak halk efsanelerinde nesilden nesile aktarılana göre Babil Şehri meşhur avcı Nimrot’un “Nemrut” Krallığını kurmuş olduğu bir yerdir.

Müslüman geleneklerine göre Peygamber İbrahim ile uğraşan ve onu ateşe fırlatıp öldürmek isteyen hain ve müstebit kral budur. Kutsal Kitabın 11inci ve sonraki fasıllarında anlatılmış olduğu üzere Babil adı dillerdeki karışıklığın simgesidir. Kutsal Kitaba göre Kule tuğla ve katran (Bitüm) dan yapıldı. Babil kelimesinin İbrani’ce kökü “Balal” olup karışıklık demektir. Eski Akkad diline göre ise Babel, Babil’i, Tanrı Kapısı, Tanrı Şehri demektir.

Anlatıldığına göre bu Kule eski Şhinar (Sümer) diyarında kavimlerin bir araya gelerek inşa ettikleri ve insanoğlunun tanrıları bulmak için gök yüzüne çıkmak iddiası içinde bir nevi merdiven, sütun inşası amacını taşır.

Kutsal kitaba göre bu küstahlığa kızan Tanrı, birlik halinde olan, tek dili konuşan ve aralarında anlaşan bu meraklı kullarının dil birliğini bozmuş,aralarına nifak ve bölücülüğü sokmuştur. Kutsal Kitaptaki bu kulenin aslında bir Sümer Ziggurat’ı olduğu genel olarak kabul edilmiştir. Arkeolog/Sümerolog Benjamen de Tudala bu kulenin bugün Irak’ta bulunan Borsippa şehri (şimdiki adı “Hillal”) yakınında bulunan BİRS NİMROT harabelerinin kendisi olduğunu söyler.

Diğer bir bilgin Niccolo de Conti bu kulenin Bağdat yakınında AQUARQUF denilen bir yerde bulunan dev bir Ziggurat’ın kendisi olduğunu iddia eder. İngilizce’de BABEL ve BABBLE tabirleri phonetic yönden aşağı yukarı aynıdır, hem Babil Şehrini, Babil Kulesini, Yüksek Vina, Ana baba günü mânâsına karışıklık günü, kargaşalık mânâsına gelebileceği gibi ikinci bir mânâ da zevzeklik, boş lâf, gevezelik demektir.

Gökdelen Çılgınlığı Sürüyor

Büyük, daha büyük, en büyük… İnsanlar büyük binalar yapmaktan hoşlanıyor. Babil kulesi efsanesini bilirsiniz. ESFELİ SAFİLİN çukurlarına düşen İnsansılar gökyüzüne yükselecek ve şeytanların kurguladığı düşüncelerle sözde tanrılara ulaşacak bir kule inşa etmek isterler…

Yapı tekniklerinin gelişmesi, asansör, yürüyen merdiven gibi buluşların da yardımıyla insanlar sanayi devriminin ardından peş peşe yüksek binalar yapmaya başladılar. Bu binalar yükseldikçe şehir içindeki araziyi verimli kullanmak olan ilk amaç yerini bir yarışa bıraktı. En büyük en görkemli gökdelene sahip olmak ŞEYTANİ BİR KİBİRLE büyük bir prestij sağlıyordu.

Dünyanın en yüksek binası başlığını atmak, 1931’da Manhattan’da yapılan Empire State, 1998’de bitirilen Malezya Kuala Lumpur’daki dev Petronas Kuleleri’nde olduğu gibi aslında mimarinin ve mühendisliğin sınırlarını zorlamak gibi.

2006 yılında Tayvanda inşası biten ve o dönem dünyanın en yüksek binası unvanını elinde tutan “Taipei 101” binasının mimarı C.P. Wang “Bazı Asya ekonomileri çok hızlı büyüdü, şimdi de kimliklerini ifade etmek istiyorlar” demişti. “Bence bunun en kolay yollarından biri gökdelenler.” Bu öngörüsü belki gökdelen çılgınlığına bir açıklama getiriyor gibi.

Çünkü Taipei 101 tahtını fazla koruyamadı. Finansal açıdan çekim alanı haline gelmiş bir başka kent olan Dubai, en yüksek bina unvanını da Tayland’ın elinden aldı.

Taipei 101 binası, o zamana dek yapılmış en yüksek gökdelenler olan Petronas kulelerinden yaklaşık bir futbol sahası büyüklüğündeydi ve 508 metreye ulaşıyordu. Bir gökdelen olmasa da, dünyanın en yüksek yapılarından biri olan Kanada’daki CN Tower adlı televizyon kulesinin 553 metrelik yüksekliği de geçilmiş durumda. Dubai’de yapılan “Burj Dubai” binasıysa bu yüksekliği çoktan aştı.

KUTSAL TOPRAKLARDA BETON KAFALI İHANET…

Kutsal topraklara önce İngiliz, sonra da ABD askerlerini yerleştiren, İsrail’e olmadık desteği veren sapkın YAHUDİ DÖNMESİ SUUD İDARESİ, belâsına susamış bir şekilde Kâbe’yi gökdelenler arasında çocuk parkına çevirme gayesinde. Suud, güyâ bunu Müslümanlara kolaylık ve hizmet iddiasıyla yapacağını söylüyor.

Tıpkı, Allah’a kavuşmak için Allah’ın “yüksek bina yapmayın” emrine karşı gelerek, Babil Kulesi’ni inşâ eden sapkın Babilliler gibi. Neticede, Babil, Allah’ın gazabına uğrayarak kuleleri yıkılmış ve konuştukları ortak dil ve mânâ İlâhî bir ceza olarak parçalanır. Ortada aynı dili konuşan ve aynı kelimelere aynı mânâları yükleyen bir topluluk yoktur artık.

Suud, işte böyle bir İlâhî belayı üzerine davet ediyor. Müslümanlara karşı 300 yıldır giriştiği ihanetlere yeni birini ekliyor. Oysa bizzat Allah-û Teâlâ, Müslümanları yüksek binalar inşâ etmemeleri konusunda ikâz ediyor! Kur’ân-ı Kerim’de, Allah’ın bizlere yasak ettiği yüksek binalarla ilgili ayetler:

Firavun, “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki Mûsâ’nın ilâhına çıkar bakarım! Şüphesiz ben onun mutlaka yalancılardan olduğunu sanıyorum” dedi. (KASAS-38)

“Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” (ŞUARA/128)

“İçlerinde ebedi yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” (ŞUARA/129)

Ad kavmi için “Zatü’l imad”, (yüksek sütun sahibi) kelimesi kullanılmıştır. Çünkü onlar egolarını, hırs ve kıskançlıklarında sınır tanımayan duyguların dışa vurumu, yüksek binalar inşa ediyorlardı.

Yorum yap