Facebook vs Kitap Kitap vs Facebook Full view

Facebook vs Kitap

Ülkemizde sadece gençler değil yaşlılar da boş zamanlarında ne yazik ki kitap okumak gibi kişisel gelişimleri üzerinde olumlu etkileri olacak faaliyetlere yönelmek yerine tamamen zaman öldüren televizyon ve bilgisayar ka

rşısında veya boş oturarak geçirmeyi tercih ediyor. Peki neden kitap okumuyoruz?

Bunun üç nedeni olabilir. Ya kitap okumayı sevmiyoruz, veya vaktimiz yok, ya da kitapları pahalı buluyoruz. Kıbrıs’ta (veya dünyanın herhangi bir yerinde) insanların kitap okumaya gerçekten vakti olmadığına kesinlikle inanmamakla birlikte, bunun sadece kişinin bu eksikliği üzerine daha iyi hissetmesi için kullandığı bir mazaret olduğunu düşünüyorum.

Gelelim kitapların pahalı olmasına. Sürekli yeni kitap almak bazılarımızın bütçesini zorlayabilir ama ülkemizde faaliyet gösteren kütüphaneler ne güne duruyor? Eğer kütüphaneleri yeterli bulmuyorsak, çevremizde kitap okuyan arkadaşlarımızla elimizdeki kitapları okudukça değişerek, bir kitaptan birçok insanın yararlanmasını sağlayabiliriz.

Başka bir deyişle, insan istedikten sonra tüm engeller ortadan kalkar! Bu durumda neden kitap okumadığımız sorusunun cevabı ortada: Kitap okumayı sevmiyor, bunun yerine internet veya tv karşısında zaman öldürmeyi tercih ediyoruz.

Oku(ma)mak ülkemizin en büyük sorunu olmayı sürdürürken, kitap okumayan bir toplumun gerçeği her geçen gün daha da belirgin bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bir kere pratik düşünmeye alışkın olan insanımız, bir şekilde kendisine yetecek derecede ve fazla kitap okumayı gerektirmeyen düşünme formatı buluyor.

Gün geçtikçe değişen değerlerimizle paralel olarak şekillenen başarının ölçüsü, hayat mücadelesinin içinde gittikçe maddiyata bağlanıyor. Bu sisteme göre, eğitim ve kültür seviyesine bakılmadan, maddi kazanımı yüksek olan kişiler başarılı görülüyor.

Okumaya zaman ayıramadığımız için bilmediğimiz, bilmediğimiz için karar veremediğimiz, karar veremediğimiz için tecrübe etmekten başka seçeneğimiz kalmadığı ve tecrübe de büyük zaman aldığı için kitap okumak (veya yazmak) boş adam işine dönüşüverir gözümüzde.

Oysa kitapların bize sunduğu bilgi, en kudretli güçtür. Gelişmiş ve düzgün sistemlerle çalışan ülkelerde yaşayan insanlar, mevki, makam ve saygınlıklarını sahip oldukları bilginin yardımıyla elde ederler. Ancak ülkemizde durum tam anlamıyla böyle olmadığından, insanlarımız gerçek ve kaliteli bilgiye gereken önemi göstermiyor.

Bilgi; öğrenilmiş, ezberlenmiş ve anlaşılmış veriler bütünüdür. Biz bu sunulan veriyi çok çeşitli kaynaklardan alabiliriz. Özellikle de internetten dediğinizi duyar gibiyim. Ancak kitapların sunduğu seçkin ve çeşitli bilgiyi her yerde bulmak mümkün değil.

Kitap okuyanlar, kendini yenileyen, geliştiren, eleştiren, demokrasinin temel taşlarını oluşturan insanlar olarak, çevrelerinde yaşanan olayları değerlendirmekte zorlanmayan, genel kültürü geniş, akla ve mantığa dayalı olarak düşünen kişilerdir.

Yapılan bir araştırmaya göre, bir Japon yılda 25, İsveçli 10, Alman 9, Fransız 7 kitap okuyor. Ülkemizde bu rakamın tam olarak kaç olduğunu bilmesek de kendimiz bir yılda okuduğumuz kitap sayısına göre hangi kategoriye yakın olduğumuzu anlayabiliriz. Yakın olduğumuz Türkiye’de ise durum pek iç açıcı değil: Burda da her 100 kişiden sadece 4’ü kitap okuyor! Japonya’da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılırken, Türkiye’de ise bu rakam sadece yılda 8 bin ile 10 bin arasındadır.

Her ne kadar da iç karartıcı bir durum gibi görünse de, bu tehlikeli soruna farklı çözümler getirilebilir. “Bir toplumun kitap okuma alışkanlığı nasıl artar?” sorusundan yola çıkarak, her öğrencinin ilköğretim ve lise eğitimi boyunca toplam 500-1000 arası kitap okutulması sağlanmalıdır.

Unutmamak gerekir ki ağaç yaş iken eğilir. Küçük yaştaki çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandırmak önemlidir. Bu yolda alınacak başka bir önlem, kitap fiyatlarının makul düzeyde tutulmasıdır. Bu durum özellikle alım gücü düşük öğrenciler için büyük fark yaratacaktır. Yazılan kitaplarda kullanılan dilin mümkün olduğunca sade olmasına ve doğru kullanılmasına özen gösterilmeli, hiçbir kitap sadece belirli bir grup insana hitap etmemelidir.

Kitap okumaya özendirecek seminerler ve yarışmalar daha sık düzenlenmeli, mevcut kitap fuarları daha sık gerçekleştirilmelidir. Ülkemizde gezici kütüphanelerin sayısı arttırılmalı, halkımızın bu mekanları kullanması kolaylaştırılmalı, tüm kütüphaneler daha modernleştirilmeli ve ülke genelinde yayılmalıdır.

En basit şekliyle düşünecek olursak, yazarlar, kitaplar aracılığıyla yüz binlerce insana seslenir, yazarın düşünceleri kitaplar aracılığıyla ülkeden ülkeye yayılır. Bilgiler en uzak yerlere ulaşarak yazarla okuyucu arasında bir bağ kurulur ve bir yakınlık sağlanır. Kitaplar bize bilmediklerimizi öğretir, görmediğimiz yerleri tanıtır.

Okuyan bir insanın doğruyu, güzeli, iyiyi, yararlıyı bulması daha kolay, hayatta aldığı kararlar daha sağlıklı olur. Kitaplar hayatı sevdirir, dünyaya daha açık görüşlü ve bir o kadar da bilinçli gözlerle bakmamızı mümkün kılar.

Kitap okuyanlar bilir, sıkıntımızı unutmak, donuk hayatımıza biraz renk, ışık vermek, daracık dünyamızda bulamadığımız şeyleri yaşamak için dönülecek en iyi dost kitaplardır. Okuyan kişi için kitabına ayırdığı vakitten daha dinlendirici bir yer yoktur. Beden eğitimi vücut için ne ise, okumak da beyin için odur.

Kitap sevgisi sevgilerin en güzeli, en sonsuzudur. Uygarlığın temeli olan kitaplar olmadan yaşamak, kör, sağır, dilsiz yaşamaktır. Ülkemizde kitap okuyan insan sayısının hızla artması ve genelde bir “bilgi toplumu” haline gelmemiz hepimizin temennisi!

Okumak, kendimizi daha iyi tanımamızı, kendimize ait olanın fark edilmesini mümkün kılar. İnsanın kendini tanıması, hayatını renklendir, etrafındakilerle olan temasının gücünü ve kalitesini arttırır.

Yorum yap