Geçmişten geleceğe, ne değişti? ucurum-resimleri-9 Full view

Geçmişten geleceğe, ne değişti?

Huzuru ve mutluluğu doyasıya yaşayan çocuklardık, hızla bir gelişim, büyüme çizgisine tanıklık ettik bir baktık ki bugündeyiz. Peki bugüne gelene kadar bu zaman çizgisinde tanıklık ettiğimiz değişimlerin neresindeydik? Yada şöyle yapalım taa İsa’nın doğumuna kadar iner bu geçmiş konusu kafalarınızı fazla karıştırmadan yüzeysel olarak daha öncesine dönelim, ben bu yazıyı yazana kadar en son yazımla bugün arasında ne değişti? Peki ya ben bu değişimlerin neresindeydim.

Yahu bu nasıl bir düzen, bu zaman denilen kavram ilerledikçe değişen şeyler ile birlikte bizde ilerliyorken neden sadece emanet olarak dışardan seyirci kalıyoruz bu kavrama. Neden uymak zorundayız bazı şeylere de belki bu gidişatı değiştirmek elimizdeyken uyum sağlamaktan başka bişey yapmayız ki? Cevabı elbette ki basit elimizden bişey gelmez. Gelmiyor da doğru. Tamam çağ açıp çağ kapatın demiyorum da en azından kendi kararlarımızı dahi biz verebilsek değil mi? Yani nasıl desem zaman çizgisi ilerlesinde bu çizgiye uyum sağladığımız hayatımız bizim elimizde, neden bu hayatın kararlarını bile başkaları vermek zorunda diye sorgulamak lazım.

Hayat bizim ama kararlar başkalarının, zaman acı, ilerlemek yıpratıcı. Peki insan olmak bize nelere mal oluyor desek aklımıza neler gelir? Dışlanmak, alay edilmek, anlaşılamamak. Vurgulamam lazım ki en önemli sorun da bu olsa gerek. İnsanlara karşı anlaşılmaz bir haldeysen Dışlanmak, alay konusu olmak bi’ yerde dursun en olumsuzu da yalnız kalmayı benimsemen gerekiyor. Çünkü bunların sana göstereceği tek sonuç yalnızlıktan geçiyor. Normal bir insan olup bu adapte ortamına boyun eğmektense anormal olup yalnız kalmayı seçerim diyen insanın sonu nereye gidiyor dersiniz? Açıkcası gideceği pek bi’ yer olmuyor çünkü sabit kalıyor, bunu gören insanlar anormalliğini kullanma, fikirlerinden faydalanma seni kendileri gibi görmeyipte bunu belli etmeksizin sana yanaşma idraklerinden başka durumlara girişmiyorlar.

En acı durumu, sizi sizin kadar anlayacak diğer insanlarda adapte olmuş insanların saldırısına uğruyor. Nerde nasıl bulur karşılaşırsın Allah bilir, zira hepsi sömürülmede.Öyle bir anormalize ki bu normal insanların konuştuğu dilden, mimiklerinden hatta ses tonundan dahi karakterlerini çözebilen insanlar bu “anormal” olanlar. Hepsinin içini görüpte belli etmeyen tarzdan. Eğer seni farklı gördülerse hucum edeceklerdir fakat onlar gibi rol yapmaya kalksada onlar gibi olup çıkacak olma gerçeklerini biliyorlar.

Bu durum ne genetik, ne psikolojik ne zihinsel bişey. Burada olay sanırım ruhta bitiyor. Bu normal olmayan insanlar zaman geçtikce kendilerini tüketiyorlar ellerinde ki bütün yetenekleri tek tek sönüp gidiyor normal olan başkalarının elinde.. Kendilerini ne korumaya ne de kaçmaya bir aralık bulamıyorlar çünkü. Hepsinin sonu aynı oluyor. Değişim adapte olanlara her kapıyı açarken diğer kısmı uçurumda bırakıyor. Ya atlarsın yada bu hayata razı olursun diye 2 seçenek sunuyor. Üçüncü bir seçenek olanaksız.

Bu insanlar genelde ikinci seçeneği seçmek zorunda kalıyorlar. Çünkü ilk seçenek intihara giriyor. Peki ilk seçenekte bu insanlara engel olan ne oluyor? Atlasınlar kurtulsunlar değil mi ne kadar kolay. Burda da onları “din” kavramı bir el ile tutuyor. Diyor ki atlarsan cehennemliksin. Peki ya ben bu hayatı yaşarken nerdeyim, başka bir evrendeki başka bir dünyanın cehenneminde yaşıyorum ben burda zaten?

Haşa ne sorgu ne inkar ne de itiraz var bu söylediklerimde. Sadece bu insanların ne denli çaresiz olduklarını sual etmeye çalışıyorum.1. seçeneği seçer bu insanlar ve bu hayatı yaşamaya devam eder. Bilirler ki o uçurumdan atlamakta kendilerini zapt eden o din kavramı onları er yada geç kurtaracaktır. Önce çile sonra ikram hesabı.

Dediğimiz ve sizin anlamadığınız da şu ki değişimde zaman önemli değil, önemli olan bu değişimde bizim nerde olduğumuz. Ve ne olduğumuz. Sen normal de olabilirsin anormal de. Evvela insan olduğuna emin olman sonra kendi safını seçmen lazım. Anormal olanlardan olduğunu düşünüyor olman yetmez, bunu hissetmen ve bundan emin olman gerekir. Ve böyleysen seni zor bir yaşam bekliyor, normal olduğunu biliyor ve inanıyorsan bu yazdıklarımın senin için hiç bir anlamı olmamalı zaten. Okumuş “bu gerizekalı yine ne anlatmış ya” diye kızıp yazıyı dahi bitirmeden çıkmış olman gerekli.

Sen yalnızsın, değişim şiddetli zaman çok hızlı. Anlaşılmayı bırak, kendini anla yeterli. Kendi düşündüklerin seni zirveye çıkaracaktır bunlardan taviz verme. Yalnız olman büyük dert, anormal dostum. Tutacağın tek umut bekleyişse ona sarıl. Bu uçurum da kazalarda olabilir, umutsuzluk senin ayağını kaydırıp ilk seçeneğinide devre dışı  bırakmasın. Madem bu kadar bekledin biraz daha bekle. Bırak sömürsün insanlar er yada geç yaşam senin yaşamın olacaktır.

Sen deli veya sorunları olan bir insan değilsin. Sana farklı gözlerle bakıyorlar çünkü farklısın. Sen sadece “ruh” taşıyorsun. Buna iyi sahip ol.

Yaşadıkça göreceksin insanların normal karşıladığı her şeyi şaşırarak izleyeceksin sahte gülüşlerine ağlamalarına anlam kazandırabileceksin. Ne olduğunu gerçekten göreceksin bu yalanların. Normalliğe önem verme hiç bir zaman, algılarına anlam yükleme. Senin algıların ve düşüncelerin bu hissiyatların yukarısında, onların anlayamayacağı şeyleri düşünüyor biliyor ve görüyor olacaksın.

Yıllar önce de dediğim gibi:

1005868_10200147375833648_525803389_n

Bu uçurum senin kaderin.

Yorum yap