Gel-git ve Hata-bedel Paradoksu delimiyiz Full view

Gel-git ve Hata-bedel Paradoksu

Adil olmayan bir düzende bu kadar bedel ödemek ahmakça değil mi? Zira manevi adalet tecellisi bedellere doymuyor ki. Acının üstüne acı koyupta tatlanmasını beklemek,  beyaz kağıda beyaz kalemle yazmak kadar anlamsız değil mi? Bu derin gel-gitler şöleninde adalet bi tarafa acılar bir tarafa. Gel-git dediğimize bakma gel kısmı daha ağır basar. Zira gelen acılar üst üste gelmeye devam eder, insanın duygularından ve hislerinden ziyade aslında beyninden, düşüncelerinden bir parçayı sessizce alıp gitmek amacı taşıdığı aşikar. Bu “gel” süresinin uzun sürdüğü insanlarda dünyadan soyutlanmak oldukça çabuk ve sessizce oluyor. Siz onlara halk arasında “deli” diyor daha kaba tabirlerle “kafayı yemiş” dalan diyorsunuz tabi ki.

Sahi bedel’den girip buraya nasıl geldi bu konu? Ve bir insan neden bedel öder gibi sorular hafızalarda belirmiştir. Ki bilmediğinizden değil nasıl bir bakış açısıyla yorumladığımızdan dolayı. Hata ve bedel, gel-git’lerin bir nevi ikizidir. Ama zıt bir ikiz. Zira gel-git’te Gel’ler uzar götürdükleri şeyler yukarıda ki söylediklerim olur, hata-bedel konusunda ise tam tersi bir bağdaşma söz konusu. Hata “gelir” bedel “git”mez. Hata tek seferlikte olsa, ödediğin bedel nerdeyse sonsuz oluyor. Neden “nerdeyse” de “tamamen” sonsuz değil peki? Bedel ödeyen insan ödediği her bedelde acısını katlıyor. Katlandıkça da insandan bu sefer “beyninden, düşüncelerinden bir parçayı” almıyor, bizzat ruhu alıyor. Unutmamak lazım ruh bir kere kayboldu mu bir daha bulunmaz, o sebepten olsa gerek “nerdeyse” sonsuzu söz konusu. Zira “tamamen” sonsuzu söz konusu olsaydı bu intihar olurdu. Ödetilen bedeller senden en önemli parçanı almayı hedefler, bunu abartırsa tamamen seni alır ve bu büyük bir kayıptır “bedel” için.

Umarım anlamıyorsunuzdur, tabi ki anlamıyorsunuz hazır bu durumdayken birde adalete değinelim. Zira açılışı onunla yapmıştık. Adaletin gel-git’leri insanı hedef alırken, maneviyatın hata-bedelleri insanlığı hedef alıyor. Unutmamak lazım ki insan bozulursa insanlık onu kurtaramaz. Bu derin paradoks içeren imgelem de mutsuz olmak için insan, mutlu olmak için deli olmak bir anahtar olarak beliriyor bu durumda.

İnsanlar nankör ve ruhsuz olmaya devam ettikçe bizler birer deli olabilmek adına dua edenlerden olacağız.

Ne saçmalıyorum nede açık konuşuyorum görüldüğü gibi.Normalde “nerdeyse” sonsuz olması gereken bedeller bende “tamamen” sonsuz. Ama bende ne bir intihardır bu nede bir delilik. Kaybolmuşluk, derin bir boşluğa düşmüş çırpınmaktan yorulmuş bir adamın tükenmek üzere olan mürekkebinin son demleridir. Çözülmez ve anlaşılması karmaşık bir benliğin ışığa muhtaçlığıdır bu.

 

Yorum yap