İbrahim Yavuz Kişisel Blog

Ruhsuz İnsanlar

05.05.2015
333
Ruhsuz İnsanlar

İnsan olmak için kütleden, hacimden, kapladığımız yerden, maddeden yani varlıktan daha öte şeylere ihtiyacımız var. Zira bu saydıklarımızın çoğu dünyada ki her cisimde mevcut. İnsanı insan yapan ruhudur çünkü. Bir insan ruhunu yitirmişse, ruhunu tanımamışsa veya fark etmeden ruhunu başkalarının elinde oyuncak olarak kalmaya mahkum bırakmışsa bir cisimden öteye gidemez.

Cisim olarak kalmaya mahkum kalan her insan bu ismi taşımaktan kendini mahrum bırakmıştır. Hisler, duygular ve algılar ruhun tamamlanmasını sağlayan faktörlerken ruhunu yitirmiş insanların bunları anlayabilmesini gerçekten nasıl bekliyoruz? “Umutsuzluk” veya “alışkanlık” daha da kötüsü “takıntı” kelimelerinin ardına saklanarak aslında bunların hiç birini anlayamayacak olan, böyle kavramları olmayan ruhunda tasvir edemeyecek olan şahsiyetlerin hayatımızda ciddi derecede rol almasına, önem sahibi olmasına neden ve nasıl müsade ediyoruz?

Ruhsuz bir insanın bizim ruhumuzu da törpüleyeceğine anlam veremiyor olmamız her geçen dakika yukarıda belirtmiş olduğum, 3 sakıncalı algıya daha çok yaklaşmamıza ve kaybolmamıza ışık tutuyor. Unutmamak gerekir ki bu kayboluş ruhumuzun da “yok oluş” evresinin başlangıcı niteliği taşımakta.

Ama olmamalı, böyle bir insan olmak böyle bir kayboluş bize yakışmaz.Dünyada sadece cisim olarak değil, akıllarda, gönüllerde, hislerde, hatırlarda olabilmek bizim asıl olan amacımız çünkü.

Ruhunu kaybetmiş insanlar gibi cisim olarak kalmak istiyorsak; sarılalım umutsuzluğa.. Beklemeyi bırakalım, sabrımızı yitirelim bir gün hiç bir şey olmayacak diyelim. Güneş doğmayacak diyelim. Ruhsuzluğun başlangıcına girelim. Bilerek ve isteyerek.

Ruhunu kaybetmiş insanlar gibi cisim olarak kalmak istiyorsak; sarılalım alışkanlıklarımıza.. Sevgiden, saygıdan ödün verdiğimiz insanlara sırf bize iyi geliyorlar(!) diye alışalım. Onsuz yapamam, onsuz yaşayamam nidaları atalım. Hak edilmeyen cümleler kurup şiirlerle süsleyelim. Ruhsuzluğun gelişme bölümünü tamamlayalım fark etmeden.

Ruhunu kaybetmiş insanlar gibi cisim olarak kalmak istiyorsak; sarılalım takıntılarımıza.. Zira ruhsuzluğun son evresindeyiz. Öyle bir evre ki: hissizleştik, ruhumuzla hissetme algımızı yok ettik çoktan. Doğru ile yanlışı ayırt edemez duruma geldik, hatta o denli büyük ki yanlış olduğunu bile bile yanlışı seçer hale geldik. Evet çünkü bu öyle bir evre ki bu artık sadece takıntımız umurumuzda, çabamız, haykırışlarımız onun uğrunda.

Evet yitirdik ruhumuzu. Hislerimizi, sabrımızı, sevgimizi, yüreğimizi yitirdik. Hem de ruhu olmayan insanların uğrunda ruhumuzu harcayarak bitirdik.

Ruhumuz baştan oluşmaya başlar mı bilmem lakin, mümkünse eğer; umutsuzluk, alışkanlık ve takıntılarla bitirdiğimiz ruhumuzu ancak umut, acı ve sabır ile yeniden yerine koyarız.

05.05.2015
İ.y

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

İbrahim YAVUZ Kişisel Blog 2012-2018 ®