The OZ

Çook geç kaldığım bir yazıyla tekrar geldim. Bir süredir uzak kaldım buralardan da yeniden ilgi göstermek lazım malum önemli buralar :). Neyse The OZ dizisi nedir ne değildir diye başlayalım bakalım. Yaklaşık olarak 5 sezonunu 1 haftada bitirdiğim muazzam bir dizidir. Yabancı dizi listemin top 3 listesine rahatlıkla girer 🙂 “dizi kimlere hitap ediyor peki” dersek şöyle toparlayalım. Çok psikopat bir hapishane dizisidir. Hapishanenin gerçek yüzünü tüm acı gerçekleriyle ortaya koymayı başarmış yabancı bir yapıt. 1997 – 2003 arası çekimleri yapılmıştır. Kesinlikle +18 yaş üzerine hitap etmelidir ki çoğu sahneyi her insan kaldıramaz. Sürekli başrol değişir, tam birine bağlanırsınız pat ölür vs derken bağımlısı olup çıkacaksınız. Anlaşıldığı üzere eski bir yapıt olduğu için benim yaşımda olan çoğu insan bazı karakterleri bir yerlerden hatırlıyormuş gibi olacak muhtemelen, bunu da şu şekilde anlayacaksınız ki bizim çocukluk dönemimizde hayal meyal olarak hatırladığımız bazı kesitlerini eski cine 5 televizyonunda veriyorlarmış bu dizinin. Bende öyle bir araştırma yaparak bunu anladım. Çünkü ciddi derecede başka dizilerde görmediğinize emin olduğunuz insanları sanki bir yerlerde gördüm hissine kapılıyorsunuz ama çıkartamıyorsunuz :). Konudan çok sapmayalım hapishane dizisi olarak herkesin aklına gelen “prison break” dizisinden tamamiyle farklıdır. Çünkü the oz dizisi hapishanenin kendisini yaşantısını psikolojisini konu alırken prison break kaçış üzerine kurulmuş onun üzerinde gelişen olaylarla kurgulanmış bir yapıt. Şöyle söylemek gerekirse “ben hapishane filmlerinin hastasıyım” diyen bir insan bunu hayranlıkla izleyecektir eminim.

İçeriğine yavaş yavaş giriş yapar isek dizide malum amerikan hapishanelerinde gördüğümüz tiplemeler var. Naziler, mafyalar, latinler, zenciler,müslümanlar vs çeşitli gruplaşmalar var. Kimisi ittifak halindeyken kimisi sürekli savaş halinde. Bunun yanında böyle iğrenç bir hapishaneye düşmüş masumlar veya burayı hak etmeyecek derecede ufak suç işlemiş mahkumlar var :). Ki dizimizin baş rol oyuncusu olan “Beecher” bunlardan birisi ve diziyi beecher ile başlayıp beecher ile bitiriyoruz :). Spoiler vermemek adına birçok konudan sakındığım için diziyi hakkını vererek anlatamıyorum size.

Peki dizide hayran kaldığım tiplemeler kimler? Şimdi bu soruya herkes “hapishaneye hayran olunacak adam düşer mi sanki” tarzı bir düşünceyle yaklaşabilir. Elbette düşebilir ülkemizden bile bilebiliriz 🙂 her neyse o konuda örneklere gerek yok. Beni en çok etkileyen ve etkisine alan muazzam bir karakter olan “Kareem Said” tiplemesidir. Muhteşem bir oyunculukla canlandırılmıştır. Peki Kareem Said kimdir ve neden hayranlık uyandırıyor? Arkadaşlar Kareem Said hapishanenin müslümanlar gruplaşmasının lideridir. Evet yukarıda da bahsettiğim gibi dizide müslümanlar ve müslümanlık çok ağır basıyor. Peki müslümanlar ve müslümanlık nasıl anlatılmış dersiniz? Bir amerikan dizisinden beklenmeyecek derecede muazzam bir anlatım şekli var. Müslümanlığınıza şükrettirecek gurur duymanızı sağlayacak şekilde bir işleme göreceksiniz.Edeb, ahlak, kişilik olarak kusursuz bir tiplemedir Kareem said. O zor şartlarda dahi ibadetlerini gerçekleştiren, otoritesini koruyan hukuğa olan ilgisiyle dikkat çeken bir tiplemedir.

Resimden de göreceğiniz üzerene boynundan tesbihini başından takkesini eksik etmeyen bir tip :). Her neyse ben bu tiplemeyi size öve öve bitiremem o yüzden izleyip kendinizin görmesinde fayda var :). Diğer gruplara gelince her türlü pislik çok canlı bir şekilde göz önüne sunuluyor. Yeni gelenlerin çektikleri otorite kavgaları hırs, uyuşturucu bağımlılığı, hatta sanat..

Bazı sahnelerde ağlar bazı sahnelerde sinirden önününe geçeni yumruklayabilirsiniz :). Ben hızlı hızlı izledim dayanamadım hemen bitirdim. Siz keyfini çıkarta çıkarta izleyin :). Şimdi izlediğim dizilerim %90’ında The OZ oyuncuları denk geldi. Bu oyuncuların %80’ininde Person of interest dizisinde rast gelmesi beni şaşırttı. Açıkcası yönetmenler, yapımcılar, senaristler vs bir bağ olabilir ikisinin arasında öyle hissediyorum ama henüz araştırma fırsatı bulamadım.

Sonuç olarak diyorum ki anlatsam roman olur. Ciddi ciddi roman olur, her karakteri her karakterin beni çeken-iten yönlerini psikolojilerini Hill’in şaairane tespitlerini vs anlatsam ilk kitabımı çıkartmış olurum. Tabi kimse okumaz :D.

Evet bir şekilde bulun araştırın gerekiyorsa bir yerlerden satın alın bu diziyi izleyin. Pişman olmayacağınızdan eminim. Zaten ilk bölümden sizi kendisine çekecek gerisini hızlıca izlemek isteyeceksiniz. Bu konuda tavsiyem öncesinde de olduğu gibi yavaş yavaş izlemeniz. Hani çoğu insan diyor ya” keşke hafızamı sıfırlasam da bir kere daha izleyebilsem” diye. İşte o türden dizilerden birisi bu da emin olabilirsiniz.

Final’i izledikten sonra aklınızda kalacak sorulardan birisi de “acaba the oz yeniden çekilir mi?” aslında bunca zaman geçtikten sonra imkansız ama kurgu bakımından oluru var. Öyle ki hapishane halen yerli yerinde bazı başrolleri kaybettik bu hiç mühim değil bahsettiğim gibi sürekli değişen bir kadroya sahipti zaten.. Belki bir gün senaristi yönetmeni vs birisinin aklına eserde hadi yeniden başlayalım diyebilir. Konusu sınırsız bence illaki bişeyler bulurlar :). Lakin sanmıyorum ki artık müslümanlar eski the ozda anlatıldığı gibi muazzam anlatılsın :). Malum dünya çok değişti çok şeyler yaşandı falan işte.

Neyse uzadıkça uzamasın siz sıkılırsınız sonra. İzleyin bu diziyi izleyin. Hadi öperler.

Yorum yap