Yeter ki istemeyi bil!

Yeter ki istemeyi bil.

İstemeye yüzün var mı yok mu onu da bil..

Eh, o vakit olur.. Amma istemeyi bilmez ise ister fakir olsun, ister şeyh olsun, ister mürid, ister pul ola ister sultan..

Ha, her mektup alıcısına ulaşır.

Mühim olan mektuba cevap almak…

Cevap almaz isen o da iyi. Kötü bir cevap almamışsın en azından..

Yok, kötü bir cevap alırsan o, daha da iyi.

Demek ki ikaz alırsın.

Bela neymiş o vakit? İkaz imiş…

O bahis öyle dura.. Ya kişi kimi ikaz eder, sevdiğini elbet. Tut ki şimdi yolda bir yolcu var, say ki bir bir tanışın var. Say ki bir Ademoğlu yolunu yitirmiş aranıp durur sende bilirsin yol nerededir, tutup demez misin ki ey falan kişi, yanlış yöndesin, yol şu yöndedir..

Bu senin ikazın, benim ikazım..  Ee, Hakk önünde olacak değil ya.

Hakk’ın ikazı da bela iledir o vakit..

Hele bir dur, otur,kötürüm ol, yatalak ol, mıh gibi çakılı ol, düşün, akıl et..

İkazın cisimleşmiş hali iste bela..

Neymiş o vakit, demek ikaz edilirsin hala.. Demek belaya tutulursun hala..

Ee,sevinsene bre gafil,demek hala birinin “sevdiğisin“..

 

sufi

Yorum yap